Pat!
Klein bir adım gerileyiverdi. Bir anlığına uyanık mı yoksa hâlâ rüyada mı olduğundan emin olamadı.
Karaltı, siyah silindir şapkasını çıkarıp hafifçe eğildi. “Kendimi yeniden tanıtayım. Gece Şahini, Dunn Smith.”
Gece Şahini mi? ‘Adalet’ ve ‘Asılmış Adam’ın bahsettiği Ebedi Gece Kilisesi’nin Aşkın takımlarından birinin kod adı mı yani? Parçaları zihninde birleştiren Klein durumu kavradı. “Rüyaları kontrol edebiliyormusunuz? Az önce gördüğüm rüyayı siz mi kurguladınız?”
Gece Şahini Dunn Smith siyah şapkasını tekrar takarak hafifçe açılmış saç çizgisini gizledi. Derin, gri gözleriyle doğrudan ona bakıyordu. “Hayır, ben sadece rüyana girdim ve gereken yönlendirmeyi yaptım.”
Tok ve müşfik sesi, başkalarının tatlı rüyalarını bölmeden loş koridorda yankılandı. “Rüyalarda, genellikle bastırdığın duygularının ve içindeki muhtelif karanlık düşüncelerin büyük bir kısmı şiddetlenir… Bu da her şeyin kaotik, absürt ve çılgınca görünmesine sebep olur. Ne var ki, gerçeklik var olduğu müddetçe hepsi köklerini oradan alır. Benim gibi uzun süredir bu işi yapanlar için her şey gün gibi aşikârdır. Bilinci açık bir sana kıyasla — rüyalarındaki sana daha çok inanıyorum.”
Bu… Hangi normal insan rüyasını kontrol edebilirdi ki? Eğer Dünya’ya dair bir şeyler görseydim, Dunn Smith bunu fark etmeyecek miydi? Klein rüyada olanları düşündükçe dehşete kapıldı.
Ne var ki durumu çok geçmeden garipsedi. Son derece ayık ve rasyonel olduğunu hatırlıyordu. Ne söyleyip ne söylemeyeceğini gayet iyi biliyordu.
Kısacası, zerre kadar rüya gibi hissettirmemişti!
Yani Dunn Smith sadece benim görmesini istediğim şeyleri mi “görmüştü”?
Zihni hızla çalışan Klein olan biteni yavaş yavaş anlıyordu.
Bu, ruh göçünün getirdiği bir kıyak falan mıydı? Özel bir beden ve ruha sahip olmak gibi? Yoksa o şans artırma ritüelinin bir etkisi miydi?
Düşüncelerini toparlayan Klein, “Yani Bay Smith, hafızamı gerçekten kaybettiğime inanıyor musunuz?” diye sordu.
Dunn Smith doğrudan cevap vermedi. Bunun yerine ona dikkatle, delici bir bakış attı.
“Tüm bu olan bitene gerçekten hiç şaşırmadın mı?”
“Aşkınların gücüne inanmayı reddedip… hâlâ uyanamadıklarına inanmayı tercih eden insanlarla karşılaştım.”
Klein kuru bir tavırla konuşmasını sürdürdü. “Belki de başından beri bana yardım edecek böyle bir gücün var olmasını umarak dua ettiğim içindir.”
“İlginç bir düşünce silsilesi… Belki de hayatta kalmanın tek sebebi şanslı olman değildi.” Dunn ifadesizdi. “Yaşanan hadise yüzünden hafızanın bazı kısımlarını, bilhassa da olayla meşum bir bağı olanları gerçekten kaybettiğini artık teyit edebilirim.”
“Yani, artık gidebilir miyim?” Klein, içinden derin bir oh çekerek adamı yokladı.
Dunn bir elini cebine attı ve Klein’a doğru yavaşça yürümeye başladı. Etraflarını saran karanlık tuhaf bir şekilde dinginleşip uysallaşıyordu.
Yüzünde kibar bir tebessümle, “Hayır, uzmanı görmek için hâlâ benimle gelmen gerekiyor,” dedi.
“Neden?” Klein soruyu ağzından kaçırıvermişti. Hemen ekledi: “Rüyamda gördüklerinize inanmıyor musunuz?”
Herif benimle kafa buluyor olmalı! Şu “uzman” denilen kişi hipnoz, zihin okuma falan gibi şeylerde ustalaşmış biriyse, en büyük sırrım kabak gibi ortaya çıkmaz mıydı?
Bunun sonuçları felaket olurdu!
“Genelde epey mütevazıyımdır ama rüyalarla ilgili konularda kendime güvenirim.” Dunn’ın sesi son derece sakindi. “Yine de böylesi kilit meselelerde bir kez daha teyit almaktan zarar gelmez. Kaldı ki uzmanlık alanlarımız farklı. Belki o, hafızanın bir kısmını geri kazanmana yardımcı olabilir.”
Klein’ın cevap vermesini beklemedi; sesi bir kat daha toklaşmıştı. “Sonuçta, Antigonus ailesinin o not defterinin nerede olduğuyla doğrudan bağlantılısın.”
“Ne?” Klein donakalmıştı.
Dunn tam önünde durdu. Gri gözlerini Klein’ınkilere kenetlemişti. “İntihar mahallinde, Dördüncü Çağ’a ait o not defterinden tek bir iz bile yoktu. Welch öldü, Naya öldü; elimizdeki tek ipucu sensin.”
“…Peki.” Klein kısa bir sessizliğin ardından ağır bir nefes verdi.
Kayıp bir not defteri… İşte bu cidden tuhaf!
Dördüncü Çağ’a ait o defterin nerede olabileceği nasıl oldu da hiç aklımdan geçmedi!
Dunn hafifçe başını sallayıp Klein’ın yanından geçip gitti. “Kapını kilitle ve benimle Welch’in dairesine gel. Uzman bizi orada bekliyor.”
Klein sessizce soluklandı. Kalbi göğüs kafesini dövüyor, içini kemiren o huzursuzluk giderek büyüyordu.
Reddetmek, hatta tabanları yağlayıp kaçmak istiyordu. Ne var ki rüyasında yaşananlardan sonra Dunn Smith’in gardını kesinlikle artırdığını biliyordu. Normal bir insan ile bir Aşkın arasındaki güç farkı da hesaba katıldığında, kaba kuvvetle bir yere varma ihtimali yok denecek kadar azdı.
Kesin yanında bir altıpatlar da vardır… Onu kullanma konusunda da epey talimlidir hem…
Zihninden sayısız düşünce akıp geçerken, Klein nihayetinde gerçekliği kabullenmeyi seçti.
“Tamam.”
Off, şimdilik gidişata ayak uydurmaktan başka çarem yok. Belki rüyamdaki şu mucizevi güç yine devreye giriverir…
“Gidelim öyleyse,” dedi Dunn kayıtsız bir sesle.
Klein arkasını dönüp onu takip etti. İki adım attıktan sonra duraksadı. “Smith Bey, ben… Önce tuvaleti kullanmak istiyorum.”
Zaten odadan asıl çıkma sebebim tuvalete gitmekti…
Dunn ona engel olmadı. Aksine, delici bir bakış atarak konuştu. “Sorun değil, Klein. İnan bana, karanlık gecede tahmin edemeyeceğin kadar güçlüyüm.”
Karanlık gecede… Klein bu ifadeyi içinden tekrarladı.
Kaçmak gibi pervasız bir girişimde bulunmadı ve uslu uslu hacetini giderdi. Ardından yüzünü soğuk suyla yıkayarak tamamen sakinleşti.
Üstünü değiştiren Klein dairesinin kapısını kilitledi. Sessiz adımlarla merdivenlerden inen Dunn’ı takip ederek binanın girişine yöneldi.
Bu sükunetin ortasında, Dunn Smith aradaki sessizliği bozdu. “Rüyanın sonunda neden kaçmaya çalıştın? Seni korkutan neydi?”
Zihninde anında bir cevap şekillenen Klein döküldü. “Welch’in evinde ne yaptığımı veya Welch ile Naya’nın ölümlerinde doğrudan bir parmağım olup olmadığını hatırlamıyorum. Eğer bunları gerçekten benim yaptığım kanıtlanırsa… Burada kalmaktansa kaçıp şansımı denemeyi yeğleyeceğimden korktum. Böylece Güney Kıtası’nda yeni bir hayata başlayabilirdim.”
Binanın kapısını iterek açan Dunn, “Senin yerinde olsaydım ben de aynısını yapardım,” dedi. Gece yarısının serin esintisi içeri sızarak içerideki boğucu sıcağı dağıttı.
Faytona binerken Klein’ın kaçacağından zerre endişe duymuyordu. Gelen araç tam da Klein’ın rüyasında gördüğünün aynısıydı. Arabacısı olan, tek atlı, dört tekerlekli bir fayton. Yan tarafında, bir tacı çevreleyen çapraz kılıçlardan oluşan polis amblemi işlenmişti.
Klein onu takip edip faytona bindi. İçeriye kalın bir halı serilmişti ve etrafı yatıştırıcı bir koku sarmıştı.
Yerine yerleştikten sonra, biraz daha bilgi koparmak için bir sohbet konusu aradı.
“Smith Bey, farz edelim ki, sadece farz edelim, bu ‘uzman’ hafızamın bir kısmını gerçekten kaybettiğimi doğruladı. Ve beni fail ya da kurban olarak gösterecek başka hiçbir kanıt bulunamadı. O zaman bu iş peşimi bırakır mı?”
“Teoride evet. Not defterini başka yollardan bulmaya çalışacağız. Var olduğu müddetçe bulunabilir. Tabii ki ondan önce, lanetlenmediğinden, üzerinde habis mahlukatın kokusunu taşımadığından ve kalıcı psikolojik sorunlar yaşamadığından emin olmalıyız. Hayatının geri kalanını huzur ve sağlık içinde geçirebileceğini garanti altına almalıyız.” Dunn Smith’in yüzünde tuhaf, pek alışılmadık bir tebessüm belirmişti.
Bu detayı anında yakalayan Klein hemen sordu: “Teoride mi?”
“Evet, sadece teoride. Bu iş alanında daima çarpık, aykırı ve akıl sır ermez şeyler yaşanır.” Dunn, Klein’ın gözlerinin içine baktı. “Onların devam edip etmeyeceğini… ya da nasıl sonlanacağını her zaman öngöremez veya kontrol edemeyiz.”
“Mesela?” Klein sahiden de bir anlığına dehşete kapılmıştı.
Fayton neredeyse bomboş sokaklarda hızla ilerliyordu. Dunn tütün piposunu çıkarıp kokladı. “Tam her şeyin nihayete erdiğine, her şeyin normale döndüğüne inandığımız anda… çok daha korkunç ve kan dondurucu bir şekilde yeniden gün yüzüne çıkar.”
“Birkaç yıl evvel sapkın bir tarikatla ilgili bir vakayı üstlendik. Müritlerini intihara sürükleyerek habis bir tanrıyı memnun etmek için canlı kurban ritüelleri düzenliyorlardı. Müritlerden biri seçildiğinde, hayatta kalma içgüdüleri ahmaklığına, o sapkın itikatına ve uyuşturucuların etkisine karşı galip geldi. Gizlice kaçıp polise sığındı.
“Vaka bize devredildi. Tarikatta hiç Aşkın bulunmadığı için epey küçük çaplı bir görevdi. Taptıkları sözde ilah, liderlerinin sadece para ve tatmin uğruna uydurduğu bir zırvalıktan ibaretti. Orada insanlıktan eser kalmamıştı.
“Polisin de desteğiyle bu tarikatı çökertmek için sadece iki kişi görevlendirmemiz yetti. Kimse paçayı kurtaramadı. Bize haber uçuran o adama gelince, üzerinde habis mahlukata dair tek bir kalıntı kokusu dahi taşımadığını teyit ettik. Lanetlenmemişti. Aklî melekeleri yerindeydi. Ne bir kişilik bozukluğu, ne de en ufak bir anormallik… Hiçbir şey yoktu.
“Sonraları kariyerinde epey yükseldi. Çok iyi bir kadınla evlendi. Bir oğlu, bir de kızı oldu. O karanlık geçmişi ondan fersah fersah uzaklaşmış gibiydi. Dehşet ve dökülen kan tamamen silinip gitmişti.”
Dunn Smith dudaklarında acı bir tebessümle hafifçe güldü. “Gelin görün ki bu yılın mart ayında, maddi durumu gayet yerindeyken, sevgi dolu bir eşi ve dünya tatlısı çocukları varken… kendi ofisinde kendini boğarak öldürdü.”
Faytonun penceresinden süzülen marazi kızıl ay ışığı Dunn Smith’in üzerine vurdu.
Yüzündeki o tekinsiz tebessüm, Klein’ın iliklerine kadar dehşete düşmesine sebep olmuştu.
Kendini boğarak öldürdü… Klein, sanki kendi feci sonunu görüyormuş gibi sessizce, buz gibi bir nefes çekti içine.
Yani paçayı bir kez kurtarsam bile, bu sadece geçici bir süreliğine miydi?
Bu işten temelli kurtulmanın bir yolu yok mu?
Karşı çıkmak için bir Aşkın olsam?
Fayton yeniden sessizliğe büründü. Klein’ın zihnine sayısız düşünce hücum ediyordu.
Bu boğucu sessizliğin ortasında, fayton uzun bir süre hızla yol almaya devam etti.
Klein tam bir çıkış yolu bulmak umuduyla Smith Bey’e danışmaya karar vermişken fayton durdu.
“Smith Bey, Welch’in dairesine vardık.” Arabacının sesi duyuldu.
“İnelim.” Dunn dizlerine kadar inen siyah pardösüsünü düzeltti. “Ah, peşinen tanıtayım. Bu uzmanın resmi kisvesi, Awwa Bölgesi’nin en meşhur ruh aracısıdır.”
Diğer tüm düşüncelerini bastıran Klein merakla sordu: “Peki ya gerçek kimliği ne?”
Dunn bedenini hafifçe döndürüp başını arkaya çevirdi. O derin ve anlaşılmaz gri gözleriyle konuştu: “Gerçek bir Ruh Aracısı.”