Esrarın Hükümdarı

Bölüm 19: Mühürlü Eserler

⏳ Okuma Süresi: 11 dk
20px

“Bizler muhafızlarız… ama aynı zamanda tehlikeye ve deliliğe karşı durmaksızın savaşan bir avuç zavallıyız.”

Pencerenin ardındaki koridor tecrit edilmişti. Duvarlarından buz gibi bir soğuk sızıyordu. Oda parlak sarı ışıklarla aydınlanmıştı. Dunn Smith’in anlattıkları ağır ağır yankılanıyor, Klein’ın kalbine art arda inen darbeler gibi onu geçici bir süreliğine dilsiz bırakıyordu.

Klein’ın sessizliği karşısında Dunn başını iki yana sallayarak gülümsedi.

“Büyük bir hayal kırıklığına mı uğradın… Aşkınlar tam olarak hayal ettiğin gibi değillerdir. Biz daima tehlikeyle kol kola yürürüz.”

Şoktan sıyrılan Klein, titrek bir sesle yanıt verdi: “Her kazancın ödenmesi gereken bir bedeli vardır.”

Doğrusu, bir Aşkın olmanın getirdiği o ilahi aylanın, anormalliğin ve olağanüstülüğün ardında böylesine sinsi tehlikeler yatabileceği aklının ucundan bile geçmemişti. Belki de bu dehşete ilk elden tanık olmak yerine sadece tasvirini dinlediği için, bir de zaten o tuhaf hadisenin kurbanı olarak çoktan bu girdabın içine çekildiği için paniğe kapılmamıştı. Korkusunu, huzursuzluğunu, endişesini ve vesvesesini kısa sürede zapt etmeyi başardı.

Elbette içten içe geri adım atma dürtüsü kaçınılmazdı. Zihninin köşesinde bir yerlerde dolanıyor ve gitmeyi inatla reddediyordu.

Fincanındaki son yudumu da bitiren Dunn ekledi: “Fena değil… Oldukça olgun ve rasyonel bir yaklaşım. Ayrıca Aşkınlar sandığın kadar kudretli varlıklar da değillerdir, özellikle de düşük bir Mertebe’deyseler. Sahi, en yüksek dereceyi 1, en düşüğünü ise 9 ile ifade etmemiz sence de tuhaf değil mi? Sezgilere ve mantığa ters düşüyor… Sürekli bahsettiğimiz şu ‘düşük Mertebe’ kavramı, seviyenin düşüklüğünü yani rakamın büyüklüğünü ifade eder. Onlar, Mertebe zincirinin yalnızca başlangıç noktasıdır.”

“Pekâlâ, nerede kalmıştım ben — evet, Aşkınlar hayal ettiğin kadar kudretli değildir. Düşük Mertebe bir Aşkın’ın gücü, bırakın topları, ateşli silahlara karşı bile bir hiçtir. Sadece… ateşli silahlara kıyasla çok daha büyüleyici ve öngörülemezdirler. Eğer ileride bir Aşkın olma şansına erişirsen, bugün sana söylediklerimi çok iyi tartmalısın. Aceleci kararlar verme.”

Klein dudaklarına yerleşen alaycı bir tebessümle mırıldandı. “Elime ne zaman böyle bir fırsat geçeceğini bile bilmiyorum ki.”

Ayağına kadar gelirse böyle bir fırsatı tepmeyeceğini biliyordu. Yanlış bir iksir ya da Mertebe zincirinde gereğinden yüksek seviyeli bir iksir içme hatasından büyük ölçüde kaçınılabilirdi. Asıl büyük tehlike, iksirlerin zihin üzerindeki o sinsi etkisi ile işitsel ve görsel algıların keskinleşmesinin yaratacağı yan etkilerdi.

İlk sorun için, kendinden önceki nesillerin deneyimlerinden faydalanabilirdi. Yükselmek için acele etmediği ve güçleri üzerindeki kontrolü sabırla eline aldığı sürece, kontrolü kaybetme ihtimali nispeten düşüktü. Üstelik, şu anda yüzleştiği o potansiyel sorunu bir an evvel çözmesi gerekiyordu. Mistisizmin özünü kavramalı ve kendi dünyasına geri dönmenin bir yolunu bulmalıydı. İlk adımı atmak istemesinin asıl nedeni buydu. Yüksek Mertebe basamaklarında falan gözü yoktu. Kontrolü kaybetmek bu kadar kolaysa yükselmeyi boş verirdi. Olduğu Mertebe’de takılır ve ‘eve’ dönüş rotasını çizebilmek için işin sadece teorik kısmına abanırdı.

Potansiyel riskleri uzun uzun deşmeye gerek yoktu. Şu şans artırma ritüelini yaptığında zaten az kalsın aklını kaçıracaktı. Kafasını patlatacak gibi olan o fısıltılar hâlâ zihninde capcanlıydı. Sırf Aşkın olmamayı seçti diye bunlardan kaçabileceği yoktu. O halde en azından kendini savunabileceği bir güç elde etmek çok daha mantıklıydı.

Bu hesaba göre artılar eksilerden bariz bir şekilde ağır basıyordu. Geri adım atma fikri zihninden neredeyse tamamen silinmişti.

Dunn, gri gözlerine yerleşen müstehzi bir parıltıyla piposunu yeniden eline aldı.

“Sana bu konuda kesin bir cevap veremem… Bir Aşkın olmak için, her şeyden evvel yeterli liyakati göstermelisin. Belki yarın, belki de ertesi gün çok mühim kadim metinleri deşifre etmeyi başarırsın. Ya da belki de yürüttüğümüz vakalardan birinde bize kıymetli bir perspektif sunarsın… İkinci olarak da, üstlerimizin yapacağı düzenlemelere bağlı. Kimse kesin bir şey söyleyemez.”

“Pekâlâ, sanırım artık Aşkınlar hakkında epeyce bir şey öğrendin. İleride aceleci kararlar almaktan kaçın. Şimdi… seni Gece Şahinleri ekibimizin sivil personeliyle tanıştıracağım.”

Ayağa kalkıp kapıya yöneldi. Chanis Kapısı’nın tersi istikametini işaret ederek devam etti: “Bir muhasebecimiz var, bir de fayton sürücülüğü yaparken aynı zamanda Kilise’den ve polis teşkilatından gelen erzakları toplayıp lojistik ihtiyaçları tedarik etmekten sorumlu bir başkası daha var. Onlar profesyonel çalışanlar, bu yüzden nöbete kalmaları gerekmiyor, hafta sonları dinlenebiliyorlar. Diğer üç sivil personel ise Rozanne, Bredt ve İhtiyar Neil. Görevleri ziyaretçilerle ilgilenmek, odaları temizlemek, vaka dosyalarını ve envanter kayıt listelerini tutmak. Ayrıca cephaneliği, depoyu ve arşivleri koruyorlar; birinin içeri girmesi, bir eşya çıkarması ya da iade etmesi gerektiğinde kayıt prosedürlerini tavizsiz bir şekilde uyguluyorlar. Pazar günleri haricinde hepsinin haftada bir gün izni var. Gece nöbetlerini ve tatil günlerini aralarında anlaşıp ayarlıyorlar.”

Aşkınlarla ilgili düşünceleri zihninin gerisine iten Klein, kendi iş tanımını netleştirmeye çalıştı: “Yani benim görev tanımım da Rozanne ve diğerleriyle aynı mı olacak?”

“Hayır, buna lüzum yok. Sen bir profesyonelsin,” dedi Dunn gülümseyerek. “Şu an için iki görevin var. İlki… her sabah veya öğleden sonra dışarı çıkıp biraz yürüyeceksin. Özellikle Welch’in evinden senin evine çıkan sokaklara odaklan.”

“Ne?” Klein afallamıştı.

Bu nasıl bir iş lan? Profesyonel diye buna mı diyorsunuz?

Siyah pardösüsünün ceplerine ellerini sokan Dunn, “Hafızanı kaybettiğini teyit ettikten sonra… Welch ve Naya vakasını kapatacağız,” dedi. “Aynı şekilde, Antigonus ailesinin o el yazması da tamamen ortadan kayboldu. Onu yanında götürdüğünden şüpheleniyoruz. Eve dönerken bir yerlere saklamış olabilirsin, evinde hiçbir ipucu bulamamamızın sebebi de muhtemelen budur… İntihar etmek için olay mahalli yerine kendi evini seçmiş olmanın nedeni de muhtemelen buydu.

“Her ne kadar gizemli bir etkinin altında kalıp o anı parçasını unutmuş olsan da, insan zihni ve ruhu muazzam bir yapıdır — geride daima kalıntılar bırakır. Daly bir ruh aracısı olarak sahip olduğu yöntemlerle o kalıntılara ulaşamamış olabilir ama bu, onların var olmadığı anlamına gelmez. Belki tanıdık ve kritik bir noktada… bir dejavu hissi yaşarsın.

“İşte bizim elde etmek istediğimiz şey tam olarak bu.”

“Anladım.” Klein meselenin ardındaki mantığı kavramıştı.

Gece Şahinleri’nin el yazmasının yeri hakkındaki çıkarımı gayet makuldu.

Olayla bağlantılı kişiler arasında hayatta kalan tek kişi oydu. Yazmayı alıp dönüş yolunda saklamak için hem zamanı hem de sebebi olan yegâne kişi de kendisiydi!

“Eğer yazmayı bu yolla bulabilirsen, bir Aşkın olmak için gereken liyakati muhtemelen sağlamış olursun.” Dunn’ın bu sözleri, günlüğün teşkilat için ne denli hayati bir önem taşıdığını üstü kapalı bir şekilde açık ediyordu.

Klein, “Umarım,” diye mırıldandı.

Dunn konuyu yeniden değiştirdi.

“İkinci olarak, her hafta bir gün iznin var. Şimdilik hangi gün olacağına sen karar verebilirsin. Dışarıda olmadığın vakitlerde cephaneliğimize gidip oradaki literatürü ve kanon metinlerini okuyacaksın. Bu, tam da profesyonel bir tarihçiye göre bir iş. Hepsini bitirdiğinde ise… İhtiyar Neil ve diğerleriyle birlikte nöbet tutmaya başlaman gerekecek.”

“Pekâlâ, sorun değil.” Klein’ın omuzlarındaki gerginlik hafifledi.

İşim çok da zor değilmiş…

Dunn yarı yarıya dönerek üzerinde yedi kutsal amblemin kazılı olduğu, dışa doğru açılan siyah kapıları işaret etti.

“Burası Chanis Kapısı. Adını modern Gece Şahinleri sisteminin kurucusu olan Başpiskopos Chanis’ten alıyor. Her büyük şehrin merkez katedralinin altında bunlardan bir tane bulunur.”

“Düzenli Gece Şahini üyeleri tarafından dönüşümlü olarak korunur. İçeride Kilise tarafından gönderilmiş en az iki ‘Bekçi’ ve sayısız tuzak bulunur. Hangi koşul altında olursan ol, ona asla yaklaşmamalısın… aksi takdirde şeamet yakanı bırakmaz.”

“Kulağa ürkütücü geliyor.”

“İçerideki alan birkaç farklı bölgeye ayrılmıştır. Belirli Mertebeler için belirli iksir formülleri ve diğer büyülü materyaller orada muhafaza edilir. Ayrıca sapkınları, mutantları, tarikatçıları ve gizli örgüt üyelerini geçici olarak alıkoymak için de kullanılır… Heh, eninde sonunda Kutsal Katedral’e gönderilecekler tabii.”

Kutsal Katedral mi? Krallığın kuzeyindeki Kış Kontluğu’nda bulunan Ebedi Gece Tanrıçası Kilisesi’nin karargâhı… Sükûnet Katedrali olabilir mi? Klein duyduklarını tartıyormuş gibi usulca başını salladı.

“İlâveten, içeride her türlü gizli belge ve kayıt da bulunuyor. Daha yüksek bir erişim izni kazandığında, onları okuma şansın olabilir.” Dunn sözlerine devam etmeden önce bir an duraksadı. “Chanis Kapısı’nın ardında… bodrum katında Mühürlü Eserler de var.”

“Mühürlü Eserler mi?” Kulağa son derece spesifik, teknik bir terim gibi gelmişti.

“Topladığımız ve geri aldığımız bazı olağanüstü eşyalar fazlasıyla mühim ve büyülüdür. Yanlış ellere geçmeleri muazzam bir yıkıma sebebiyet verebilir. Bu sebeple onları mutlak bir gizlilik içinde muhafaza etmeli ve dikkatle gözetim altında tutmalıyız. Biz dahi onları yalnızca hususi durumlarda kullanabiliriz. Üstelik…” Dunn devam etmeden evvel kısa bir es verdi. “Üstelik, içeride çok… hususi olan bazı şeyler var. Bekçilerin akıllarını çelebilecek türden ‘canlı’ niteliklere sahipler. Çevrelerini manipüle edebilir, kaçmaya yeltenebilir ve felaket sonuçlara yol açabilirler. Katı bir şekilde zapt edilmeleri elzemdir.”

“Büyüleyici,” diye mırıldandı Klein dalgın bir sesle.

“Gece Şahinleri karargâhı, bu Mühürlü Eserleri dört dereceye ayırmıştır. Sınıf 0, ‘Son Derece Tehlikeli’ olanları temsil eder. En yüksek ehemmiyete ve en katı gizliliğe tabidirler. Onlar hakkında soru sorulamaz, bilgi yayılamaz, tasvir edilemez veya casusluk yapılamaz. Yalnızca Kutsal Katedral’in bodrumunda mühürlenebilirler,” diye teferruatıyla açıkladı Dunn.

“Sınıf 1, ‘Yüksek Tehlikeli’ statüsündedir. Sınırlı şekillerde kullanılabilirler. Erişim yetkileri yalnızca piskoposluk bölgesindeki piskoposlar veya Gece Şahinleri diyakozları ve üstüyle sınırlıdır. Backlund gibi piskoposluk karargâhlarının merkez katedralleri bu eserlerden bir veya iki tane muhafaza edebilir. Geri kalanlar Kutsal Katedral’e teslim edilmek zorundadır.”

“Sınıf 2, ‘Tehlikeli’ olanlardır. Dikkatle ve ölçülü bir şekilde kullanılabilirler. Erişim yetkisi için piskopos ya da Gece Şahinleri takım kaptanı ve üzeri bir rütbe elzemdir. Çeşitli şehirlerdeki merkez katedraller bu eserlerden üç ila beş tane barındırabilir. Geri kalanlar Kutsal Katedral’e ya da piskoposluk karargâhına devredilir.”

“Sınıf 3, ‘Dikkate Değer Ölçüde Tehlikeli’ olanlardır. Kullanımları özen gerektirir. Yalnızca üç veya daha fazla kişi gerektiren operasyonlar için talep edilebilirler… Erişim yetkisi için Gece Şahinleri’nin resmi bir üyesi olmak kâfidir.”

“İleride bunlara dair belgeleri göreceksin. Rakamlara bakarak neyi temsil ettiklerini anlayabilirsin. Örneğin 2-125, ‘Tehlikeli’ sınıfının 125 numaralı Mühürlü Eseri anlamına gelir.”

Dunn konuşmasını sürdürürken bedenini çevirip odasına döndü ve çekmecesinin en dibinden bir kâğıt parçası çıkardı.

“Bu arada, şuna bir bak… Üç yıl evvel, yeni atanan bir başpiskopos kontrolünü kaybetti. Bilinmeyen bir nedenden ötürü çeşitli koruma kalkanlarını aşıp Sınıf 0 bir Mühürlü Eser ile sırra kadem bastı. Bu fotoğrafı zihnine kazı. Eğer onu fark edersen, sakın uyarma veya rahatsız etme. Derhal geri dönüp durumu rapor et, aksi takdirde görev başında ölme ihtimalin yüzde bin olur.”

“Ne?” Klein kâğıdı eline aldı. Üzerinde hiçbir başlık yoktu. Yalnızca siyah beyaz bir fotoğraf ve birkaç satır yazı bulunuyordu.

“Ince Zangwill. Erkek. Kırk yaşında. Eski başpiskopos. Terfisinde başarısız olup şeytanın ayartmasına yenik düşen ve yozlaşan bir Berzah Bekçisi. 0-08 numaralı Mühürlü Eser ile kaçtı. Belirgin özellikleri…”

Fotoğraf, Ince Zangwill’i her iki tarafında düğmeleri olan simsiyah bir ruhban cübbesi ve yumuşak bir başlık içinde tasvir ediyordu. Saçları koyu sarıydı. Göz bebekleri o denli maviydi ki neredeyse siyaha çalıyordu. Burnu kemerli, dudakları sımsıkı kenetlenmişti. Yüz hatları, üzerinde tek bir kırışıklık dahi bulunmayan klasik bir heykeli andırıyordu. En çarpıcı özelliği ise bir gözünün kör olmasıydı.

“Yozlaşmış kişi hakkındaki tasvir bu kadar teferruatlıyken, Mühürlü Eser’e dair tek bilgi kod adı…” Klein ilk izlenimini dürüstçe dile getirmekten kendini alamadı.

“İşte bu yüzden en yüksek erişim iznine tabi… 0-08 numaralı Mühürlü Eser için başlatılan arama faaliyetleri yalnızca sözlü olarak aktarılır, asla kayda geçirilmez. Öyle olsa bile elimizdeki tasvir çok kısıtlı,” dedi Dunn iç çekerek. “0-08 sıradan bir tüy kalem gibi görünüyor, lakin yazmak için mürekkebe ihtiyaç duymuyor… Hepsi bu.”

Dunn mevzuyu daha fazla deşmedi. Siyah pardösüsündeki altın zinciri çekerek aynı renkte, göz alıcı bir cep saati çıkardı. Kapağını tık sesiyle açıp kısaca göz attıktan sonra dışarıyı işaret etti.

“Bilmen gereken her şeyi anlattım. Cephaneliğe gidip İhtiyar Neil’i bul. Okuman gereken belgeleri ayarlamasını söyle. O sıradan bir sivil memur değildir… Bir zamanlar o da resmi bir üyeydi, lakin ilerlemiş yaşı sebebiyle terfi edemedi. Sağlığı pek yerinde değil, bu yüzden vaka üstlenmesi artık münasip olmuyor. Üstelik içeride bir Bekçi olmak ya da evinde inzivaya çekilmek de istemiyor. Tek arzusu, ömrünün geri kalanını belgeler ve kayıtlar arasında geçirmek.”

« Önceki 📚 Arşiv Sonraki »