Esrarın Hükümdarı

Bölüm 29: 'İş' de Kiralık Ev de Ciddi Meselelerdir

⏳ Okuma Süresi: 9 dk
20px

Klein olağandışı bir tepki vermemek için çabaladı ve tamamen içten bir merakla sordu:

“Kâhinlerin hangi kabiliyetleri var?”

“Sorun yeterince isabetli değil. Soru, ‘Kâhin iksirini içmek hangi kabiliyetleri kazandırır?’ olmalı.” Dunn Smith başını iki yana sallayıp kuru bir şekilde güldü. Gri gözleri ve yüzü kızıl aya sırtını dönmüş, gölgelerin içine gizlenmişti. “Yıldız kehaneti, kâğıt kehaneti, sarkaç kehaneti, Basiret ve benzeri pek çok şey. Elbette iksiri içmek hepsine birden anında hâkim olmanı sağlamaz… İksir yalnızca bunları öğrenme ehliyeti ve kabiliyeti verir.”

“Doğrudan düşmanla çarpışma yöntemlerinden yoksun oldukları için… heh. Tahmin edebilirsin, bir ayin fazlasıyla hazırlık gerektirir. Beklenmedik çatışmalara hiç uygun değildir. Bu yüzden, buna mukabil, İlm-i Esrar söz konusu olduğunda Kâhin, Gizem Avcısı’ndan daha bilgili ve daha uzmandır.”

Kulağa benim gereksinimlerime de uyuyor gibi geliyor… Sadece, doğrudan savaşma yöntemlerinin eksikliği insanı biraz tereddütte bırakıyor… Üstelik Ebedi Gece Tanrıçası Kilisesi’nde sonraki mertebelerin bulunmama ihtimali yüksek… Kutsal Katedral derken kilisenin merkezi olan Sükûnet Katedrali kastediliyor olmalı… Alt mertebeli Aşkınların doğrudan savaşma yöntemleri ateşli silahlarla kıyaslanamayabilir… Klein sessizliğe gömüldü. Zihnindeki terazi bir sağa bir sola yatıyor, ibre kâh Gizem Avcısı’na kâh Kâhin’e kayıyordu. Naaş Toplayıcı’yı ise artık düşünmüyordu bile.

Dunn Smith bu durumu görünce gülümsedi.

“Acele etmene gerek yok. Pazartesi sabahı söylersin. Hangisini seçersen seç, isterse hiçbirini seçme; biz Gece Şahinlerinin içinden kimse arkandan tek kelime etmez.

“Sakin ol ve kalbine sor.”

Bunu söyledikten sonra şapkasını çıkardı, hafifçe eğildi ve yavaş adımlarla Klein’ı geçip merdivenlere doğru yürüdü.

Klein tek kelime etmedi, anında bir cevap da vermedi. Sessizce selam verdi ve gidişini izledi.

Her ne kadar daha önce bir Aşkın olmayı ümit etmiş olsa da, fırsat gerçekten ayağına geldiğinde tereddütlerle doluydu: Sonraki mertebelerin eksikliği, Aşkınların şirazesini yitirme riski, İmparator Roselle’in günlüklerinin güvenilirliği, insanı deliliğe sürükleyip yozlaştıran o hayali fısıltılar… Hepsi birbirine karışıp ilerlemesini engelleyen bir bataklığa dönüşmüştü.

Derin bir nefes alıp yavaşça verdi.

“Durumum, üniversite sınavında tercih yapan ortalama bir lise öğrencisinden farksız…” Klein kendi haline kuru kuru güldü. Dağılan düşüncelerini toparlayıp kapıyı sessizce açtı, eve girdi ve yatağına uzandı.

Gözleri açık bir şekilde orada yatıyor, üst ranzanın soluk kızıla boyanmış alt kısmına sessizce bakıyordu.

Pencerenin dışında bir sarhoş sendeleyerek geçti; uzaklarda, boş sokakta bir at arabası hızla uzaklaştı. Bu sesler gecenin sükûnetini bozmuyor, aksine onu daha da uzak ve derin kılıyordu.

Klein’ın duyguları duruldu. Dünya’daki geçmişini, spor yapmayı seven ve hep yüksek sesle konuşan babasını, kronik hastalığına rağmen sürekli onun için koşturup duran annesini, küçüklükten beri birlikte büyüdüğü, beraber futbol ve basketbol oynamaktan bilgisayar oyunu oynamaya ve mahjong dizmeye geçiş yaptığı dostlarını, yüzü çoktan hafızasında silikleşmiş o reddedilen itirafı hatırladı… Bunlar sessizce akan bir ırmak gibiydi; ne çok fazla dalga taşıyor ne de derin bir keder barındırıyordu, ancak sessiz sedasız kalbini boğuyordu.

Belki de insan bir şeyin kıymetini ancak kaybettikten sonra öğreniyordu. Kızıllık çekilip gökyüzü sarıya döndüğünde, Klein kararını vermişti.

Kalkıp yüzünü yıkamak ve kendine gelmek için ortak banyoya gitti. Ardından 1 soli’lik bir banknot alıp Bayan Wendy’nin dükkânına gitti. Dün gece bitirdikleri temel gıdayı tamamlamak üzere, 9 peniye 8 libre çavdar ekmeği satın aldı.

“Ekmeğin fiyatı dengelenmeye başladı…” Benson kahvaltıdan sonra üstünü değiştirirken bu değerlendirmeyi yaptı.

Günlerden pazardı. O ve Melissa nihayet dinlenmek için bir fırsat bulabilmişlerdi.

Çoktan düzgün kıyafetlerini giymiş olan Klein, bir sandalyede oturmuş dünden getirdiği eski gazeteleri karıştırıyordu. Şaşırarak konuştu:

“Burada kiralık bir ev ilanı var: Kuzey Semti, Wendel Sokağı No. 3. İki katlı müstakil ev. Üst katta altı oda, üç banyo ve iki büyük balkon; alt katta bir yemek odası, bir oturma odası, bir mutfak, iki banyo, iki misafir odası ve bir yeraltı kileri… Evin dışında, ön tarafta 200 metrekarelik özel çim alan, arkada ise küçük bir bahçe var. Bir, iki veya üç yıllığına kiralanabilir; haftalık kirası 1 sterlin 6 soli. İlgilenenlerin Şampanya Sokağı No. 16’da Bay Gusev’i bulması rica olunur.”

“Gelecekteki hedefimiz bu.” Benson siyah yarım silindir şapkasını taktı ve gülümseyerek dedi ki: “Gazete ilanlarındaki kiralar biraz fazladır. Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’nin oradaki ilanlardan çok da aşağı kalmayan, daha ucuz seçenekleri var.”

“Neden Tingen İşçi Sınıfı Mesken Islah Cemiyeti’ne bakmıyoruz?” Melissa elinde o eski peçeli şapkayla, defalarca onarılmış ama yine de en şatafatlı sayılabilecek gri-beyaz uzun elbisesini giymiş hâlde odasından çıktı.

Sessiz ve içine kapanıktı, ancak bu, gençliğinin havasını gizlemeye yetmiyordu.

Benson kahkaha attı:

“Tingen İşçi Sınıfı Mesken Islah Cemiyeti’ni kimden duydun bakayım? Jenny’den mi? Bayan Rochelle’den mi? Yoksa iyi arkadaşın Selena’dan mı?”

Melissa bakışlarını kaçırarak kısık sesle yanıtladı:

“Bayan Rochelle… Dün gece yıkanırken tesadüfen karşılaştık. Klein’ın mülakatını sordu, ben de kabaca anlattım. Sonra o da Tingen İşçi Sınıfı Mesken Islah Cemiyeti’ne bakmamızı önerdi.”

Benson, Klein’ın da yüzünde şaşkın bir ifade olduğunu görünce gülümseyerek başını iki yana salladı: “Bu, yoksullar için, daha doğru bir tabirle alt sınıf vatandaşlar için kurulmuş bir mesken cemiyeti. İnşa ettikleri ve yeniledikleri evler temel olarak ortak banyolu tiplerdir ve yalnızca üç seçenek sunarlar; tek odalı, iki odalı ve üç odalı. Yine böyle bir yerde yaşamaya devam etmeyi mi arzuluyorsunuz?”

“Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi de onlarla aynı işi yapıyor ama alt-orta sınıfa da bir seçenek sunuyor. Dürüst olmak gerekirse, biz şu an alt-orta sınıftan biraz daha iyi durumdayız, ancak gerçek bir orta sınıftan da biraz daha gerideyiz. Bu maaşla alakalı bir mesele değil; temel sorunumuz birikim yapacak vaktimizin olmaması.”

Klein durumu anladı. Gazeteyi kaldırıp silindir şapkasını aldı ve ayağa kalktı:

“O zaman hemen yola koyulalım.”

“Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’nin Nergis Sokağı’nda olduğunu hatırlıyorum,” dedi Benson kapıyı açarken. “Onlar da Tingen İşçi Sınıfı Mesken Islah Cemiyeti gibi Yüzde Beş Hayır Kurumları olarak anılırlar. Nedenini biliyor musunuz?”

“Bilmiyorum.” Klein bastonunu alarak Melissa’nın yanına yürüdü.

Siyah saçları sırtına kadar dökülen kız da ona katılarak başını salladı.

Benson dışarıya adımını attı:

“Bu tür mesken ıslah cemiyetleri ve şirketleri Backlund’un etkisiyle kuruldu. Fon bulmak için üç yolları var. Birincisi hayır kurumlarından bağış toplamak; ikincisi başvuru yoluyla devletin kamu işleri kredi komisyonundan yalnızca yüzde dört yıllık faizle özel kredi almak; üçüncüsü ise ticari yatırımları kabul etmek. Belli bir kira bedeli üzerinden karşı tarafa yıllık yüzde beş getiri sağlarlar. Bu yüzden de Yüzde Beş Hayır Kurumları diye anılırlar.”

Tak, tak, tak. Üç kardeş merdivenlerden inerek Nergis Sokağı’na doğru yavaş adımlarla yürüdü. Yeni evi garantilemeden mevcut ev sahipleri Franky Efendi’nin yanına gitmek niyetinde değillerdi. Oraya yerleşemeden buradan çıkmak zorunda kalacakları bir senaryodan kaçınıyorlardı.

“Selena’dan duyduğum kadarıyla, tamamen hayır işi yapan konut iyileştirme kurumları da varmış?” diye sordu Melissa düşünceli bir hâlde.

Benson kıkırdadı:

“Var. Deweyville Beyefendi’nin bağışlarıyla kurulan Deweyville Vakfı mesela. İşçi sınıfına yönelik apartmanlar inşa edip özel bir mülk yönetimi sunuyorlar ve oldukça düşük bir kira talep ediyorlar. Gelgelelim, şartları son derece katıdır.”

“İçine pek sinmedi gibi?” diye sordu Klein bu durumu zekice fark edip gülümseyerek.

“Hayır, Deweyville Beyefendiye çok saygı duyarım ama bence kendisi gerçek yoksulların nasıl bir hayat yaşadığı hakkında hiçbir fikri yok. Apartmanındaki şartlar bir rahibin vaat ettiği umutlar gibi. Fazlasıyla gerçekten kopuk. Örneğin temel aşıların vurulması mecburi, banyolar nöbetleşe temizlenmek zorunda. Evi alt kiraya veremezsiniz ya da ticari amaçla kullanamazsınız; yerlere çöp atılamaz, çocukların koridorlarda oynamasına müsaade edilemez. Tanrıça aşkına, herkesi birer hanımefendi ve beyefendiye mi dönüştürmek istiyor?” diye yanıtladı Benson her zamanki tavrıyla.

Klein şaşkınlıkla kaşlarını çattı:

“Hiçbir sorun yokmuş gibi duruyor. Bunların hepsi son derece makul talepler.”

“Evet.” diyerek başıyla onayladı Melissa.

Benson başını çevirip ikisine baktı ve kıkırdadı.

“Belki de sizi gerçek yoksulluğu göremeyecek kadar iyi korumuşumdur. O temel aşıları yaptıracak paraları var mı sence? Ücretsiz sağlık kuruluşlarında sıraya girerlerse sıra ancak üç ay sonra gelir.

“İşlerinin kalıcı olduğunu, geçici olmadığını mı sanıyorsun? Evin bir kısmını alt kiraya verip belli bir ücret alamazlarsa, işsiz kaldıklarında nereye gidecekler? Ayrıca pek çok kadın geçimini sağlamak için evde başkalarının kıyafetlerini onarıyor veya kibrit kutusu yapıyor. Bunlar ticari faaliyettir, hepsini kapı dışarı mı edecekler?

“Yoksulların çoğu sadece hayatta kalabilmek için bile tüm enerjisini tüketiyor. Çocuklarına kızıp koridorda koşmamalarını sağlayacak vakitleri veya enerjileri var mı sence? Muhtemelen yapabilecekleri tek şey onları odaya kilitlemek, sonra da yedi sekiz yaşına geldiklerinde çocuk işçi kabul eden bir yerlere göndermektir.”

Benson bu durumu anlatırken neredeyse hiç sıfat kullanmamıştı, ancak bunu dinlemek Klein’ı ürpertmişti.

Alt sınıf vatandaşların hayatı bu muydu?

Yanındaki Melissa da sessizliğe bürünmüştü. Uzun bir süre sonra sesi uzaklardan geliyormuşçasına konuştu:

“Aşağı Sokak’a taşındıklarından beri Jenny artık onu evinde ziyaret etmemi istemiyor…”

“Umarım babası o sakatlığın etkisinden kurtulup yeniden istikrarlı bir iş bulabilir. Gerçi teselliyi alkolde arayan çok fazla ayyaş gördüm…” Benson ağır bir ses tonuyla güldü.

Klein ne diyeceğini bilemiyordu; Melissa da aynı durumdaydı. Üç kardeş sessizlik içinde Nergis Sokağı’na yürüdüler ve Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’ni buldular.

Onları güler yüzlü, orta yaşlı bir adam karşıladı. Üstünde resmi bir ceket veya şapka yoktu; beyaz bir gömlek ve siyah bir yelek giymişti.

“Bana Scarter diyebilirsiniz. Sizlerin ne tarz bir eve ihtiyacı vardı acaba?” Klein’ın gümüş kakmalı bastonuna gözü kaydığında gülümsemesi daha da ısındı.

Klein, iyi laf yapan Benson’a bakarak cevaplaması için ona işaret etti.

Benson çok net bir şekilde söze girdi:

“Sıra ev.”

Scarter elindeki belge ve dosyaları karıştırıp gülümsedi:

“Şu an kiralanmamış beş yer var. Doğrusunu isterseniz bizim hitap ettiğimiz kesim daha çok gerçek barınma sıkıntısı çeken, tek bir odaya altı, sekiz, hatta on, on iki kişinin sıkıştığı işçiler ve çocuklarıdır. O yüzden elimizde fazla sıra ev bulunmaz. Biri tam burada, Nergis Sokağı No. 2’de, biri Kuzey Semti’nde, diğeri ise Doğu Semti’nde… Haftalık kiraları 12 ila 16 soli arasında değişiyor. Buradan detaylı tanıtımlarına göz atabilirsiniz.”

Elindeki belgeleri Benson, Klein ve Melissa’ya uzattı.

Belgelere kısaca göz attıktan sonra üç kardeş birbirine baktı ve aynı anda kâğıt üzerindeki aynı yeri işaret ettiler.

“Önce Nergis Sokağı No. 2’ye bakalım,” dedi Benson. Klein ve Melissa başlarıyla onayladı.

Burası en azından aşina oldukları bir muhitti.

« Önceki 📚 Arşiv Sonraki »