2, 4 ve 6 Nergis Sokağı, çok yüzlü kırma çatılı sıra evlerdi. Dış cepheleri grimsi bir maviye boyanmış, üç baca göze çarpacak şekilde dikilmişti.
Burada elbette çimler ve bahçeler yoktu, sundurmalar da bulunmuyordu. Girişler doğrudan sokağa bakıyordu.
Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’nden Scarter, elindeki bakır anahtar destesiyle ana kapıyı açarken bilgi veriyordu.
“Sıra evlerimizde antre bulunmaz, doğrudan oturma odasına girersiniz. Nergis Sokağı’na bakan bir cumba var, ışığı da gayet iyidir…”
Klein, Benson ve Melissa’yı altın rengi güneş ışığına yıkanan kumaş bir kanepe ile önceki iki odalı dairelerinden çok daha geniş bir alan karşıladı.
“Bu oturma odası aynı zamanda misafir salonu olarak da kullanılabilir. Sağında yemek odası, sol duvarda ise kışın sizi sıcak tutacak büyük bir şömine var.” Scarter mekânı ezberden işaret ediyordu.
Klein etrafa göz gezdirip bunun derme çatma bir açık plan olduğunu doğruladı. Yemek odası ile oturma odası arasında hiçbir bölme yoktu, üstelik cumbadan da uzakta kaldıkları için epey loş görünüyorlardı.
Orada, etrafı yumuşak minderli altı adet sert ahşap sandalyeyle çevrili, dikdörtgen biçimli, çok da büyük olmayan kırmızı ahşap bir masa duruyordu. Sol duvardaki şömine ise Klein’ın eskiden izlediği batı film ve dizilerdekilerin tıpatıp aynısıydı.
“Yemek odasının arkasında mutfak bulunuyor ama hiçbir eşya sağlamıyoruz. Oturma odasının karşısında küçük bir misafir odası ve banyo var…” Scarter adımlarını atarak birinci katın geri kalan düzenini ayrıntılarıyla gezdirdi.
Banyo iç ve dış olmak üzere ikiye ayrılmıştı; dışarısı yüz yıkayıp diş fırçalama alanı, içerisi ise tuvaletti. Aralarında katlanır kapı vardı. Misafir odasına küçük denmişti ama Melissa’nın şu an kaldığı oda kadardı; kız bakakalmıştı.
Birinci katı inceledikten sonra Scarter üç kardeşi banyonun yanındaki merdivenlere yönlendirdi.
“Aşağısı bodrum. İçerisi oldukça havasızdır, girmeden önce temiz hava almasını sağlamayı unutmayın.”
Benson istifini bozmadan başını sallayıp Scarter’ı merdivenlerden ikinci kata kadar takip etti.
“Solumda bir banyo, aynı tarafta iki yatak odası daha var. Sağ tarafım da aynı düzende, yalnızca banyo küçük balkonun hemen yanında.”
Scarter bir yandan konuşuyor, bir yandan da banyonun kapısını açıp Klein, Benson ve Melissa’nın içeriye rahatça bakabilmesi için kenara çekiliyordu.
Bu banyoda birinci kattakinden farklı olarak bir küvet vardı. Tuvaletin yanında aynı şekilde katlanır kapı bulunuyordu. Biraz toz birikmiş olsa da pis bir yeri yoktu; kokuşmuş veya tıkış tıkış değildi.
Melissa buraya donakalmış hâlde baktı. Ancak Scarter yan taraftaki yatak odasına yönelince bakışlarını çekip yavaş adımlarla onları takip edebildi.
Birkaç adım attıktan sonra dönüp bir kez daha baktı.
Eski hayatında neler görmüş olan Klein da bundan bir o kadar memnun ve umutluydu. Ev sahibi temizlik için herkesi sürekli denetlese de ortak banyo asla yeterince temiz olmuyor, insanın midesini bulandırıyordu. Sıkışık anlarda sıraya girmek zorunda kalmaktan bahsetmiyordu bile.
Diğer banyo da bunun aynısıydı. Dört yatak odasından yalnızca biri biraz daha büyüktü ve kitaplık barındırıyordu. Diğerleri aşağı yukarı aynı metrekareye sahipti; yatak, masa ve gardırop vardı.
“Balkon çok küçüktür, tek seferde fazla çamaşır asamazsınız.” Scarter koridorun sonunda durup kapı ve kilitle ayrılmış bir yeri işaret etti. “Burada ayrıca tam teşekküllü yeraltı kanalizasyonu, havagazı tesisatı, sayaç gibi imkânlar var. Sizin gibi beyefendiler ve hanımefendinin yaşaması için biçilmiş kaftan. Haftalık yalnızca 13 soli kira ve 5 peni mobilya kullanım bedeli gerekiyor. Ek olarak, dört haftalık kira tutarında depozito yatırmanız lazım.”
Benson daha ağzını açamadan, Klein etrafı merakla süzerek sordu.
“Eğer satın almak istersek, bu evin fiyatı aşağı yukarı kaç Sterlin olur?”
Gurme İmparatorluğu’ndan gelmiş bir ruh göçmeni olarak, gayrimenkul alma arzusu hâlâ içindeydi.
Bu soruyu duyduklarında Benson ve Melissa irkildiler. Klein’a sanki bir yaratık görüyormuş gibi baktılar. Scarter ise kararlı bir şekilde yanıtladı.
“Satmak mı? Hayır, biz mülk satmayız. Yalnızca kiralama hizmeti sunuyoruz.”
“Yalnızca piyasayı öğrenmek istedim.” diyerek mahcup bir açıklama yaptı Klein.
Scarter birkaç saniye tereddüt ettikten sonra konuştu.
“Geçen ay 11 Nergis Sokağı’nın sahibi buna benzer bir evi sattı. Süreli arazi tapusu yoluyla on beş yıllığına 300 Sterlin. Doğrudan kiralamaktan çok daha ucuza geliyor ama herkesin bir anda o kadar büyük bir meblağı çıkarıp vermesi mümkün değil. Mülkü tamamen satın almak isterseniz, ev sahibinin koyduğu fiyat 850 Sterlindi.”
850 Sterlin mi? Klein zihninde hızla hesap yapmaya başladı.
Benim haftalığım 3 Sterlin, Benson 1 Sterlin 10 soli kazanıyor… Kira 13 soli; her gün iyi yediğimiz takdirde haftada 2 Sterline yakın masrafımız olur. Bunun üzerine giyim payı, ulaşım ücretleri, sosyal giderler ve daha nicesi eklendiğinde haftada en fazla yirmi soliden az para biriktirebiliriz. O da yılda az çok 35 Sterlin eder. 850 Sterlin için yirmi yıldan fazla bir süre gerekir. Yalnızca 300 Sterlinlik süreli arazi tapusu seçeneği bile en az sekiz dokuz yılımızı alır… Buna ileride evlenmek, ayrı eve çıkmak, çocuk yetiştirmek, seyahate çıkmak gibi şeyler dâhil bile değil.
Bireysel konut kredisinin olmadığı bu dünyada, çoğu insan mecburen kirada oturmayı seçiyor olmalıydı.
Durumu idrak ederek bir adım geri çekildi. Ağabeyi Benson’a göz ucuyla bakıp kira bedelini müzakere etmesini işaret etti.
Melissa’nın isteğine gelince, yalnızca parıldayan gözlerine bakmak bile yeterliydi!
Klein o kısacık an, kapıları kapatıp Benson’ı adamın üzerine salmak istedi.
Benson gümüş kaplaması olmayan sade bastonunu yere vurdu. Sağına soluna bakınıp konuştu.
“Gidip başka evlere de baksak iyi olacak. Buradaki yemek odasının ışığı çok yetersiz, balkonu da ufacık. Şuna bakın, yalnızca tek bir yatak odasında şömine var, üstelik mobilyalar eski püskü. Buraya taşınırsak yarısından fazlasını yenilememiz gerekecek…”
Ne yavaş ne hızlı bir tempoyla bir yığın kusur buldu. On dakikalık bir çabayla Scarter’ı başarıyla yola getirerek kirayı 12 soliye, mobilya kullanım bedelini 3 peniye düşürmüş, depozitoyu da 2 Sterline yuvarlatmıştı.
Üç kardeş daha fazla vakit kaybetmeden Scarter’ı takip edip Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’ne döndüler. İki nüsha hâlinde sözleşme imzaladıktan sonra Tingen Şehri Noterliği’ne giderek evrakı tasdik ettirdiler.
Depozitoyu ve ilk haftanın kirasını ödedikten sonra Klein ile Benson’ın elinde toplam 9 Sterlin, 2 soli ve 8 peni kalmıştı.
2 Nergis Sokağı’nın kapısında dikilirken, her birinin elinde birer bakır anahtar destesi vardı. Gözlerini oradan ayıramıyorlardı. İçlerinde türlü duygular kabarıyordu.
Bir süre sonra Melissa başını kaldırdı. Gelecekteki ‘Moretti Hanesi’ne bakarken kısık, titrek bir sesle konuştu.
“Rüya gibi…”
Benson göğsünü rahatlatıp gülümsedi.
“Öyleyse uyanma.”
Klein onlar kadar duygusallaşmamıştı. Başını sallayarak onayladı.
“Ana kapının ve balkon kapısının kilitlerini bir an evvel değiştirmemiz lazım.”
“Onun için acele etmeye gerek yok. Tingen Şehri Konut İyileştirme Şirketi’nin itibarı oldukça sağlamdır. Geriye senin resmî kıyafetinin masrafı kalıyor. Tabii bundan önce Franky Efendi’ye uğramamız gerekecek.” Benson apartmanın olduğu yönü işaret etti.
…
Üç kardeş eve dönüp birer parça çavdar ekmeğiyle idare ettikten sonra Demir Haç Sokağı’nın Yukarı Caddesi’ndeki apartmana yönelerek ev sahibinin kapısını çaldılar. Kısa boylu Franky Efendi kanepede otururken oldukça otoriter bir edayla kuralını ilan etti.
“Benim prensiplerimi biliyor olmanız lazım, kiranın geciktirilmesine asla müsamaha göstermem!”
Benson öne doğru eğilip gülümseyerek söze girdi.
“Franky Bey, biz daireyi boşaltmaya geldik.”
Bu kadar doğrudan mı? Böyle müzakere olur mu yahu? Klein kenarda dururken duydukları karşısında şaşkına dönmüştü.
Buraya gelirken Benson, vereceği son tavizin 12 soli tazminat ödemek olduğunu söylemişti.
“Boşaltmak mı? Hayır! Sözleşmemiz var, daha yarım sene duruyor!” Franky kollarını havaya savurarak Benson’a diklendi.
Benson ona ciddiyetle baktı; adam biraz sakinleşince ağırbaşlı bir sesle devam etti: “Franky Bey, siz de gayet iyi biliyorsunuz, aslında buradan çok daha fazlasını kazanabilirdiniz.”
“Çok daha fazlasını mı?” Franky zayıf yüzünü sıvazlayıp büyük bir ilgiyle sordu.
Benson dikleşti, yüzündeki gülümsemeyle izah etti: “İki odalı daireyi üçümüze kiralıyordunuz; tutarı 5 soli 6 peniydi. Hâlbuki burayı beş altı kişilik, içinde çalışan, maaş alan iki hatta üç kişinin bulunduğu bir aileye kiralarsanız daha yüksek bir meblağ ödemeye seve seve razı olacaklardır. Alt Sokağın o güvensiz muhitinde yaşamaktansa burası onlara daha cazip gelecektir. 5 soli 10 peni, yahut 6 soli gayet makul bir fiyat olurdu.”
Franky’nin gözlerinin parladığını, yutkunduğunu görünce devam etti: “Üstelik kira fiyatlarının son yıllarda sürekli bir yükseliş içinde olduğunun siz de muhakkak farkındasınızdır. Biz içeride ne kadar uzun süre kalırsak, sizin zararınız da o denli büyüyecektir.”
“Fakat… yeni kiracı bulmam zaman alır.” Apartmanı miras yoluyla devralmış olan Franky Efendi açıkça yelkenleri suya indirmişti.
“Sizin gücünüz ve çevreniz sayesinde çok geçmeden, belki iki belki de üç gün içinde birilerini bulacağınıza eminim… Biz de bu süre zarfında uğrayacağınız zararı telafi edeceğiz. Depozito olarak verdiğimiz 3 soli sizde kalsın, oldukça adil bir anlaşma!” Benson kararı bizzat mühürledi.
Franky memnuniyetle başını salladı.
“Benson, sen sahiden vicdanlı, dürüst bir delikanlısın. Peki, fesihnameyi imzalayalım.”
Klein olan biteni izlerken şaşkına dönmüştü. Franky Efendi’nin nasıl bu denli kolay yola getirilebildiğini tamamen kavramıştı.
Herif ne kadar da kolay ikna oldu…
Eski sözleşme sorunu halledilince, üç kardeş önce gidip Klein’ın takım elbisesini aldılar, ardından taşınma telaşına giriştiler.
Ağır ve büyük eşyaları yoktu; o tür eşyaların tamamı ev sahibinindi. Bu sebeple Benson ile Melissa güçlerini birleştirip Klein’ın at arabası tutma fikrini reddetmiş, her şeyi kendi elleriyle taşıyarak Nergis Sokağı ile Demir Haç Sokağı arasında defalarca gidip gelmişlerdi.
Dışarıdaki kavurucu güneş batıya doğru devrildi, cumbadan süzülen kızıla çalan altın rengi ışık masanın yüzeyine yayıldı. Klein rafa düzgünce dizilmiş kitaplara ve defterlere baktı, ardından mürekkep hokkasıyla dolmakalemini tertemiz sildiği masanın üzerine nazikçe bıraktı.
Nihayet işimiz bitti… Nefesini dışarı üfleyerek karnının guruldadığını hissetti. Kıvrılmış kollarını indirerek kapıya doğru yürüdü.
Artık yalnızca kendisine ait bir yatağı vardı; eski ama temiz, beyaz çarşaflı ve beyaz örtülü bir yataktı bu.
Klein kapı kolunu çevirip yatak odasından çıktı. Tam ağzını açıp bir şey söyleyecekti ki karşısındaki iki kapı da aynı anda açıldı ve Benson ile Melissa belirdi.
Birbirlerinin yüzündeki toza ve kire bakarken Klein ile Benson gülmeye başladılar, kahkahaları tarif edilemez bir neşe taşıyordu.
Melissa alt dudağını hafifçe ısırdı. Onların neşesine usulca katılarak kısık bir kahkaha attı.
…
Ertesi sabah.
Klein çatlağı olmayan boy aynasının karşısına geçmiş, gömleğinin yakasını ve manşetlerini titizlikle düzeltiyordu.
Beyaz gömlek, siyah smokin, yarım boy ipek silindir şapka, siyah yelek, pantolon, potin ve papyondan oluşan bu takım ona toplamda 8 Sterline mâl olmuş, parasını öderken içi cız etmişti.
Yine de sonucu gayet iyiydi. Klein aynadaki yansımasının o entelektüel havayı çok daha yoğun bir şekilde yansıttığını, daha bir yakışıklı göründüğünü düşünüyordu.
Tık!
Cep saatini kapatıp iç cebine yerleştirdi. Bastonunu aldı, altıpatlarını dikkatlice gizleyip raylı umumi at arabasına binerek Tuzdiyarı Sokağı’na ulaştı.
Karadiken Güvenlik Şirketi’ne adım atmak üzereyken eski hayatının alışkanlığıyla o sabah Melissa’ya fazladan para vermeyi unuttuğunu, kızı yine yürüyerek okula gitmeye mecbur bıraktığını fark etti.
Bunu aklının bir köşesine yazarak başını salladı. Karadiken Güvenlik Şirketi’ne girdiğinde, kahverengi saçlı kız Rozanne’ın orada kahve demlediğini gördü; her yana koyu, nefis bir koku yayılmıştı.
“Günaydın Klein, bugün hava çok güzel.” Rozanne gülümseyerek seslendi. “Doğrusunu istersen hep merak etmişimdir, bu havada siz erkekler o resmî kıyafetlerin içinde bunalmıyor musunuz? Tingen’in yazı güneydeki gibi değil, biliyorum ama sonuçta yaz işte.”
“Şıklığın bedeli.” diye yanıtladı Klein mizahi bir dille. “Günaydın Bayan Rozanne, Kaptan nerede?”
“Her zamanki yerde.” Rozanne parmağıyla içeriyi gösterdi.
Klein hafifçe başını salladı. Bölmeyi geçip Dunn Smith’in ofisinin kapısını çaldı.
“Gir.” Dunn’ın sesi her zamanki gibi derin ve yumuşaktı.
Klein’ın üzerine şık bir takım geçirdiğini görünce başını salladı, gri gözleri gülerek sordu.
“Karar verdin mi?”
Klein göğsünü şişirerek ciddiyetle yanıtladı. “Evet, seçimimi yaptım.”
Dunn yavaşça doğrulup oturdu, yüzü hızla ciddileşti, gri gözlerindeki derinliği koruyarak konuştu.
“Cevabını söyle.”
Klein yanıtladı.
“Kâhin!”