“Tevdi etmek istediğim bir iş var.”
Korkarım yanlış yere geldiniz… Bu Güvenlik ‘Şirketi’ paravan şirketin teki…
Gelen adamın sözlerini duyan Klein’ın içi bir anda ağzına kadar lafla doldu, hepsini yuttu. Burada paylaşacak bir forum, kayan yorum akışı veya benzeri bir şey olmamasına yanıyordu.
Yine de vaktiyle Kaptan’a benzer bir şey sorduğunu hemen hatırladı. Kaptan boş vakitleri varsa neden almasınlar ki diye cevap vermişti. Kazanılan para takımın kumbarasına girer, işe katılanlara da ödenek olurdu.
Rozanne gözlerini fıldır fıldır gezdirip bir an düşündü. “Güvenlik personelimizin hepsi görevde; en erken döneni bile en az bir saati bulur. Meseleniz acil değilse bizi düşünebilirsiniz.”
Gece Şahinleri’nin altı aslî üyesinden Kaptan Dunn Smith, bilinmeyen bir meseleyi görüşmek üzere piskopos tarafından katedrale çağrılmıştı; Leonard Mitchell da onun yerine Chanis Kapısı’nı bekliyordu.
Naaş Toplayıcı Frye ile Uykusuz Royale Reideen, içinde tarikat unsurları barındıran bir hırsızlık vakasını emniyetle birlikte soruşturmak üzere Altın Çınar Bölgesi’ne gitmişlerdi. Diğer Uykusuz Kenley White nöbet iznindeydi; Geceyarısı Şairi Seeka Tron ise günlük mutat devriye için Kuzey Semti dışındaki Raphael Mezarlığı’na geçmişti.
Kalan iki Aşkın’a gelince; İhtiyar Neil yaşlanıp elden ayaktan düştüğünden uzun zamandır göreve çıkmıyordu, Klein ise henüz bir çömezdi ve her bakımdan tam manasıyla yarımdı.
“Hiçbiri yok demek…” Şakakları kırlaşmış, elinde şemsiyesiyle duran uzun boylu, zayıf adamın yüzü karardı; şapkasını çıkarıp eğildi. “Rahatsızlık verdim. Müsaadenizle.”
Arkasını dönüp kapıya yürüdü; şakırdayan yağmur ve uğuldayan rüzgârın arasında merdivenlerden inerek Tuzdiyarı Sokağı 36 numaradan ayrıldı.
“Ne aksilik ama,” dedi Rozanne giden adamın ardından bakıp esefle iç çekerek.
Alınacak komisyondan ona pay düşmeyecek olsa da mükellef bir sofraya ortak olacağı kesindi.
“Elden bir şey gelmez, Chanis Kapısı’nın başında her an biri durmalı.” Klein pek hazmetmediği şalgamlı sebze çorbasını bile silip süpürmüş; çatalı, bıçağı ve kaşığı memnuniyetle masaya bırakmıştı. “Yoksa göreve Bredt’in gitmesini mi isterdin? Ya da kendin mi gideceksin?”
Rozanne’in aklına bir şey geldi; sırıtarak konuştu. “Bredt olmaz ama sen olursun; Kâhin Beyefendimiz…”
Cümlesini bitiremeden ne dediğini fark etti ve ağzını hemen kapadı. Kapı hâlâ aralıktı; dışarıdan geçen ya da gelen biri Aşkınlara dair bir şey duyacak olsa, bu sır ifşası sayılırdı.
“Neyse ki Kaptan burada değil…” Rozanne kapıya doğru bakıp gizlice dilini çıkardı. “Yoksa yine günah çıkarmaya gitmem gerekirdi!”
Bredt’le Klein aynı anda kahkahayı bastı; bakışıp masadaki tabak çanağı toplamaya koyuldular.
Her şeyi toparladıktan sonra sağanağın dinmediğini gören ve yanında şemsiyesi olmayan Klein, Karadiken Güvenlik Şirketi’nde kalmaya karar verdi.
Bir gazete alıp yumuşak, yaylanan kanepeye oturdu ve keyifle ‘öğle molasına’ çekildi.
“Backlund’dan Desi Körfezi’ne hava gemisi seferleri başladı…”
“Büyük Dedektif Manseng külliyatı ciltlenip bir araya getirildi, yakında basılıyor…”
“Lagolas Silah Dükkânı’nın ilanı mı? Altı mermisiyle standart model bir altıpatlar üç sterlin on soli, çift namlulu bir av tüfeği iki sterlin…”
…
Klein, Tingen Şehri Dürüstlük Gazetesi’nin sayfalarını çevirirken bir haber fark etti. “…Bay Welch ile Bayan Naya’yı katleden faillerin hepsi yakalanmış olup Kuzey Semti, Altın Çınar Bölgesi ve Doğu Semti’ni saran panik havasının büyük ölçüde hafifleyeceğine inanılmaktadır… Welch’in babası bankacı Bay McGovern, küçük oğlunun naaşına refakat ederek Constant Şehri’ne dönmüştür; pek yakında görkemli bir cenaze merasimi icra edilecektir…”
Haberi birkaç kez tekrar okuyan Klein derin bir iç çekti.
Görünüşe bakılırsa Welch’in babası polisin anlattıklarına inanmış, meseleyi soruştursun diye bir özel dedektif tutmamış…
Küçük oğlunu kaybetmenin acısı, annemle babamın tek oğullarını kaybetmesi kadar olamaz…
İçi bir anda kararan Klein, uzun süre öylece kıpırdamadan oturdu.
Ne Welch’in ne de Naya’nın cenazesine çağrılmamış olmasını yadırgamış, buna canını da sıkmıştı.
Her şey yatışınca ikisinin de mezarına bir demet çiçek bırakacak bir fırsat bulurum…
Klein dinlenme odasına geçip kestirmeye hazırlanırken bekleme salonunun kapısı aniden bir kez daha vuruldu.
“Girin,” dedi başı öne düşüp duran Rozanne bir anda ayılarak.
Aralık duran kapı itildi; az önceki resmî kıyafetli, şakakları kırlaşmış, uzun boylu, zayıf adam içeri bir kez daha adım attı.
“Burada biraz bekleyebilir miyim? Sizin paralı askerleriniz, yok, güvenlik personeliniz yakında döner herhâlde?” Yüzündeki telaşı gizlemeye gayret ederek samimiyetle sormuştu.
“Elbette, şöyle geçip oturun lütfen.” Rozanne yandaki kanepeyi işaret etti.
Klein ise merakına yenik düşüp sordu. “Bizim güvenlik şirketini nereden duydunuz? Sizi buraya kim yönlendirdi?”
Sizi, sağanağın altında iki kez gidip gelmeye ve bir de üstüne beklemeye razı edecek kadar kim ikna etti?
Evet, Gece Şahinleri müfrezesi üyeleri başkalarının gözünde çok çetin görünen görevleri tereyağından kıl çeker gibi halletmiş, bu meslekte sağlam bir nam salmış olmalı.
Uzun boylu, zayıf adam şemsiyesini kapının dışına dayayıp kanepeye doğru yürürken buruk bir tebessümle karşılık verdi. “Civardaki birkaç sokakta ne kadar paralı asker, ee, güvenlik şirketi ve özel dedektif varsa hepsini tek tek dolaştım; ümit yalnızca sizde kaldı. Ötekilerin başka iş alacak adamı kalmamış… Açık konuşayım, yemek getiren bir garsona rastlamasaydım burada bir güvenlik şirketi daha olduğu aklıma bile gelmezdi.”
…Düşündüğümden bambaşka çıktı…
Klein bir an öylece kalakaldı.
Rozanne lafa girdi. “O kadar mı meşguller? Bu kadar çok mu iş var?”
Şakakları kırlaşmış, uzun boylu, zayıf adam oturup içini çekti. “Siz bir paralı asker müfrezesisiniz, yok, bir güvenlik şirketi; Howes Sokağı’ndaki haneye tecavüz, gasp ve cinayet vakasını duymuşsunuzdur herhâlde?”
Howes Sokağı… haneye tecavüz, gasp ve cinayet… Duymayı boş ver, doğrudan mağduru olduğum bir vaka…
Klein içi hafifçe ağırlaşarak başını salladı. “Evet.”
“Failin yırtıcılığı ve gaddarlığı yüzünden civar sokaklarda, hatta bütün Tingen’de zenginlerin ödü koptu. Kendi muhafızlarını çoğaltmakla kalmayıp fazladan bir sürü güvenlik personeli ve özel dedektif tuttular. Bu meslekte gözle görülür bir insan açığı böyle doğdu,” diye derli toplu cevap verdi uzun boylu, zayıf adam.
Tam bir zincirleme tepki…
Klein’la Rozanne bakıştı; ikisinin de yüzünde aynı buruk gülümseme vardı.
Güvenlik sektörü ‘altın devrine’ girmişti girmesine ama Karadiken tarafında yaprak kıpırdamıyordu; şirketin işletilmesindeki fecaat buradan belliydi.
Elbette bir bakıma bu durum, Gece Şahinleri müfrezesinin kendini gizlemekteki başarısının da bir kanıtıydı.
Yirmi küsur dakika daha bekledikten sonra sağanağın dindiğini gören Klein, Atış Kulübü’ne gidip altıpatlarla talim yapmak üzere toparlanmaya koyuldu.
Tam o sırada siyah saçlı, yeşil gözlü Leonard Mitchell bölmenin arkasından çıkıp merakla kanepenin olduğu tarafa baktı. “Beyefendi kim?”
“Müvekkil. Kaptan döndü mü?” diye sordu Rozanne neşeyle.
“Döndü mü?” Uzun boylu, zayıf adam duydukları karşısında şaşıp kaldı.
Gözünü kapıdan ayırmadan bunca zamandır burada otururken birinin girdiğini nasıl görememişti?
Rozanne’in yüzü dondu; hemen toparlayıp güldü. “Biz bir güvenlik şirketiyiz, tek kapımız ön kapı değil elbette.”
“Anladım.” Uzun boylu, zayıf adam başını salladı.
Kaptan hitabını ise hiç yadırgamamıştı; güvenlik şirketleri eski paralı asker müfrezelerinden ya da küçük çaplı paralı asker loncalarından devşirildiği için aralarında bir ‘Kaptan’ bulunması son derece olağandı.
Beyaz gömleğini pantolonunun içine sokmamış, siyah yeleğini de üzerine öylece geçirmiş olan Leonard, uzun boylu, zayıf adama şöyle bir bakıp birden parmaklarını şıklattı. “Ben Karadiken’in güvenlik personeliyim. İsmin neydi? Ne iş tevdi etmek istiyorsun?”
‘Paralı askerlerin’ başıbozukluğunu belki de vaktinde çok işittiğinden, uzun boylu, zayıf adam bu kabalığı hakaret sayıp öfkelenmek şöyle dursun, aksine içi rahatladı.
Leonard’ın oturmasını bekleyip sözlerini toparladı. “Benim adım Klee; tütün taciri Bay Vickroy’un kâhyasıyım. Beyefendinin tek oğlu küçük Elliott bu sabah kaçırıldı. Polise haber verdik, meseleye gereken ehemmiyeti de gösterdiler fakat Bay Vickroy’un içi yine de rahat etmiyor. Sizin paralı asker, ee, güvenlik personeli kanallarınızdan ve Tingen’e dair bilginizden istifade ederek tahkikatı başka bir cihetten yürütmenizi, böylece küçük Elliott’ın sağ salim kurtarılmasını temin etmenizi arzu ediyor.
“Şayet kaçıranların saklandığı yeri bulabilirseniz Bay Vickroy 100 sterlin mükâfat ödemeye hazırdır. Küçük Elliott Bey’i salimen kurtarmanın bir yolunu bulup bunu muvaffakiyetle neticelendirirseniz mükâfatı iki misline çıkarıp tek seferde 200 sterlin verecektir.”
Leonard Mitchell aheste bir tebessümle konuştu. “Bay Vickroy bizden yalnızca kaçıranların saklandığı yeri bulmamızı istiyor gibi? Öyle olmasaydı tek oğlunun yalnızca 100 sterlin ettiğini düşünmezdi; güney plantasyonlarıyla sıkı bağları olan bir tütün tacirinin cebinden çıkacak para 200 sterlin’le sınırlı kalmazdı herhâlde.”
“Hayır, Bay Vickroy sıradan bir tüccardır, zenginler zümresine dâhil değildir. Kaldı ki kurtarma meselesinde emniyet teşkilatının daha ehil olduğuna inanıyor,” diye açık yüreklilikle karşılık verdi yaşlı kâhya Klee.
“Pekâlâ, sorun yok.” Leonard yine parmaklarını şıklattı.
Rozanne’e döndü. “Güzel hanımefendi, zahmet olmazsa bir mukavele kaleme alıverin.”
“Sürekli şairlik taslamayı bırak. Aslında yaptığın tek şey başkalarının yazdıklarını okumak.” Leonard’la atışmaya alışkın olan Rozanne, içeride bir misafir olduğunu bir anda unutuvermişti.
Tabii Karadiken Güvenlik Şirketi’nin bir müvekkili umursadığı da yoktu; gelse iyiydi, gelmese de fark etmezdi.
Rozanne danışma masasından kalkıp kalem odasına geçti; içeriden derhal tak tak tak diye tuş sesleri yükselmeye başladı.
Klein’ın ağzı hafifçe seğirdi; bu insanların ne kadar gayriciddi olduğunu düşünmeden edemedi.
Hazır, basılı bir mukavele taslağı bile yok!
Ne acıklı bir vaziyet…
Daha da acıklısı, böylesine ciddiyetsiz bir şirkette çalışıyor olmam…
Zihninden bu düşünceler geçerken Rozanne birkaç maddeden ibaret alelacele bir mukavele hazırlamış, kâhya Klee ile Leonard Mitchell’a ayrı ayrı imzalattırmıştı.
Klee kendi damgasını bastıktan sonra Rozanne kâğıdı alıp muhasebe odasına girdi ve Bayan Orianna’ya Karadiken Güvenlik Şirketi’nin damgasını vurdurdu. Bu şirket damgası neredeyse hiçbir işe yaramazdı; Dunn muhafaza etsin diye onu genelde Orianna’ya bırakır, pazar günleri ise Rozanne ve diğerlerine devrederdi.
“İyi haberlerinizi bekliyorum.” Mukavelenin bir nüshasını alan kâhya Klee ayağa kalktı; şapkasını çıkarıp eğildi.
Leonard cevap vermedi; bir şey düşünüyormuş gibi on küsur saniye sessiz kaldı.
Birden Klein’a dönüp gülümsedi. “Yardımına ihtiyacım var.”
“Ha?” Klein bir anda kalakaldı.
“Demek istediğim, bu görevi seninle beraber halledeceğiz,” diye izah etti Leonard, dudakları hafifçe kıvrılarak. “Dövüşte, atışta, tırmanmada, ‘sezmede’ ve efsun okumada iyiyimdir; biraz da destek veririm ama aralarında birini bulmak yok. İhtiyar Neil’ın bu havada dışarı çıkmasını beklemiyorsun herhâlde?”
‘Sezme’ derken sesi bir anda bulanıklaşmış, ne dediğini hiç kimse seçememişti.
“Pekâlâ.” Klein’ın içinde hem yeni edindiği ‘becerileri’ deneme hevesi hem de Leonard Mitchell’a karşı ufak bir temkin vardı.
Oh, umarım kazasız belasız biter… Bakalım Kâhin yeteneklerim ne kadar işe yarayacak…
İçinde beliren hafif bir heyecanla düşündü.